13 Şubat 2010 Cumartesi


Dünya' ya 10 yılda bir çok yağmur yağarmış.



Bu yıl (2010) bu 10 yıllık periyottaymışız. Bu nedenle yediğiniz kayısı, şeftali, kiraz, vişne, erik vb. çekirdeklerini lütfen çöpe atmayın ve herhangi bir yerde toprağın 10 cm altına gömün. Üzerine de bir bardak su dökün. Dikilen bu meyvelerin en az yarısı yeşerip ağaç olurmuş.Ekonomik yoldan ülkemizi yeşillendirmek için dikebildiğimiz kadar meyve çekirdeği gömelim.



Bu uygulamayı TEMA da yaptı,teşvik ediyor.Doğaya yardım etmek, gelecekte etrafımızı saracak beton ve gökdelenlerden alamayacağımız oksijeni karşılamak için bile bu çekirdeklerden çıkacak ağaçlara ihtiyacımız olacaktır.



Siz de çekirdeklerinizi atmayın. Biriktirin. Toprağa, insana, geleceğe bir hediyemiz olsun

9 Şubat 2010 Salı

başlıksız..........



Ne kadar doğru şarkının sözleri derken kalkıp bir çay koymalı dedim kendime, suyu ateşe koydum demliğe çayı, sonra gülümsedim, ne çok severdin çay icmeyi..merak ettim acaba sende hatırlıyor musun beni böyle zamanlarda diye..

Başlamamızı düşündüm, paylaştıklarımızı ve bitişimizi o kadar garip geldiki herşey sanki hiç olmamış, anılar, bir kac fotorafta olmasa hiç yaşanmamış gibi..sonra kendimi düşündüm senden sonra ne hale geldiğimi, seninle yeniden hatırladığım çoğu şeyimi kaybettiğimi ve aslında ne çok şey kazandığımı.

Erkeklere karşı inançsız ama bir o kadarda dayanıklı olmayı öğrendim mesela, gözyaşımın kimseye değmeyeceğini, herkese 'dost' denmeyeceğini, herkesin sevgisine sahip çıkamayacağını öğrendim.

Senin cesaretsizliğin öyle bir cesaretlendirdiki beni herşeye, herkese ve hayata karşı, yine korkuyorum ama seninle olduğu kadar değil.., Yerini doldurdum mu? Hayır..Yerini doldurmak istemedimki , o güzel bir kaç günlerimi dolduracaktım başkasıyla, yoksa giderken kırdığın hayallerimi mi..

Sen varsın gene bir yerlerde kimi zaman nefretle andığım kimi zamansa ufak bir tebessümle.. Düşündüm sonra acaba senmi haketmemiştin beni yoksa benmi seni..

Fazla birşey anlatmama gerek kalmadı senin açtığın yaraların kapanması için.Sen zaten anlatmışsın ama yine ben bilememişim anlatılanları.

Seni affediyorum ve sana bir kez daha teşekkür ediyorum bana yaşattığın iyi günler için , o saf ve temiz aşkı büyüttüğüm adam olduğun için, herşeyimi yıkıp gittiğin ve bunu yazmama sebep olan çayı çok sevdiğin için ...
ALINTI......................................

16 Eylül 2009 Çarşamba


Karanlıktaymışlar.İki embriyo, bir ana rahminde...Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.Elleri, ayakları belirginleşmiş.Gözleri çıktıkça meydana,İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...Sıcak, ıslak, sevgi dolu...'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '...bize ne mutlu...'Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.Onları besleyip büyüten kordonu fark edinceO kordonla kendilerini var eden Annelerine şükretmişler.Sonra başlamış bir varoluş tartışması:'Bu raya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler...'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.'Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin ki...':Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.'Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.'
- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla...'
- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha hayata...''
- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.'Sormuş karamsar olan:'
- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?'Şiirle cevaplamış iyim ser olan:'Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden...'Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
CAN DÜNDAR
hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini sanıyorlar..Kim bilir belki bizdeyanılıyoruz onlar gibi..Ölünce ölmüş değil,belki de doğmuş olacağız..Nerden bilebiliriz ki!(alinti)

14 Eylül 2009 Pazartesi

Bu öykü, özel olarak hazırlanmış bir çalışmanın küçük bir parşasıdır. Sizinle paylaşmak istedim. GERÇEK SEVGİ “Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak “Büyük bir çocuk bana ucube dedi.”
Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona “Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoruyla oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; “Hiçbir şey yapılamaz mı?” diye sordu. Doktor “Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir” dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti. Bir gün babası “Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır” dedi. Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.
Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: “Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım” “Bir şey yapabileceğini sanmıyorum” dedi babası, “fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil..” Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu. “Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu” diye fısıldadı babası”. Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir! Gerçek mutluluk gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir!”

6 Eylül 2009 Pazar

SEVDA KUSUN KANADINDA



Dağ başında rastladım ak sakallı birisine Bin yıllık bir halıya bin yıldan beri Bağdaş kurmuş bir çınar gibiydi Sordum ona, “Aşk ne ustam, hayatın sırrı ne? Tepeden tırnağa âşığım ben Koskoca bir hayat var önümde?” ...

Sevda kuşun kanadında Ürkütürsen tutamazsın Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın Hayat sırrının suyunu Çeşmelerden bulamazsın Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın

4 Eylül 2009 Cuma

SOBELENDIM YADA MIMLENDIM

Hobaaaaaaaaaaaa,
hadi bakalim sevgili Orby ve Pinar beni sobelemisler, anlat diyorlar kendini. insan kendini nasil anlatir, kotu bisey dermiki.

Ben Hulia, Huli, Bli, Blenda
....yasindayim:) herseyden once anneyim, minik bir kizim var.hayvanlari cok severim, benim icin guzel olan herseyle ilgilenirim, sanatin bir cok daliyla ugrasmis olmama ragmen, yazi yazmak bana hep uzak geldi. o yuzden cok parlak cumleler beklemeyin benden.

bitti.

3 Eylül 2009 Perşembe


.Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
· Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
· Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
· Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
· İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
· Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
· Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
· Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
· Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
· Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
· Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
· Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
· Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
· Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.